Mutabakatın Hazırlanma Yöntemi de, İçeriği de Muğlak

28 Ağustos 2012

28/08/2012 Bianet

“Bazı maddelerine bakıldığında düzgünmüş gibi gözüken ama son derece muğlak; çoğunluk ile çoğulculuk idealini birbirine karıştıran bir metin.”
Prof. Dr. Büşra Ersanlı, TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in hazırladığı “Mutabakat Metni”yle ilgili bianet’in sorularını yanıtladı.

“Herkes hapiste kalsın diyor”

Bülent Arınç’ın “muhatabı kim” diyerek tepki göstermesini nasıl açıklayabiliriz?
Bu mutabakatın hazırlanma yöntemi de muğlak, içeriği de. Çiçek, buna sahip çıkanlar imza atsın mı demek istiyor? Arınç’ın “muhatap kim” demesi doğru ama bu soru üzerinden “muhatap hükümet değil” diyor. Bu tamamen hükümetten hükümete çoğunluk mizanseni. Amerika’daki gibi böyle tartışmalarla sanki demokrasi varmış gibi sunulur. Yani AKP çoğulculuğu da diyebiliriz; aile içi mutabakat olur mu?
Diğer siyesi partilerle bir araya gelip; meclisi toplayıp Kürt sorununu son 35 yıl çerçevesinde tartışmayı göze alamıyorsan, kendi projeni etkin pişmalık yasasını göstererek “herkes hapiste kalsın” üzerinden kuruyorsun demektir. Değişen ve ilginç olan hiçbir şey yok…

‘Wit’, ‘vrouw’ en ‘Turk’ in Koerdische kwestie

9 Temmuz 2012

09/07/2012 Ingezonden door Kivilcim op ma

Naam: Buşra Ersanlı
Beroep: Professor of Politics and History at Silivri Prison, Turkey

Acht maanden geleden was Buşra Ersanlı nog professor in de Politieke Geschiedenis aan de Universiteit van Marmara, bestuurslid van de pro-Koerdische ‘Vrede- & Democratische Partij’ (BDP) en lid van de commissie voor de hervorming van de grondwet in het Turkse parlement. Nu wordt haar verweten dat ze als ‘Turkse’, ‘wit’ (In Turkije staat wit voor hoogopgeleid en intellectueel) en ‘vrouw’, in Koerdische kwestie niks te zoeken heeft.

En in dat licht wordt ze beschuldigd van terroristische propaganda en lidmaatschap van een terroristische organisatie. Haar inzet voor verandering, rechtvaardigheid en gelijkwaardigheid staan volgens de Turkse wetgever gelijk aan terrorisme zoals dat van de PKK-guerrilla’s. Er is geen verschil tussen aanvallen met woorden of met kogels, volgens premier Erdoğan. Indien een dergelijke aanval gericht is tegen de territoriale integriteit van de Turkse staat, dan staat dit gelijk aan terrorisme. De gevangenis is de straf waarmee de Turkse wetgever haar ‘terug op het juiste pad’ wil brengen.

Momenteel verblijft Buşra Ersanlı in de Silivri-gevangenis in Istanbul. Ze leeft samen met 33 vrouwen in twee zalen en verblijft met drie vrouwen in één cel. Ze heeft samen met de vrouwen ‘stilte-uren’ ingevoerd. Iedere ochtend, middag en avond is iedereen ruim twee uur stil. Elke vrouw heeft dan de mogelijkheid om in alle stilte een boek te lezen. Ersanlı organiseert binnen de gevangenismuren haar eigen colleges ‘Inleiding in politicologie’ en ‘Ideologieën’ voor vrouwen die zich willen ontplooien. Ze geeft les volgens academische lestijden. Via haar bezoekers wist ze een bibliotheek op te bouwen van vijfhonderd boeken die beschikbaar zijn voor de gevangen vrouwen. Ersanlı besefte dat ze daarnaast ook moest blijven werken aan haar eigen ontplooiing. Daarom volgt ze zelf Koerdische taalles bij haar medegevangenen, met als doel om tweetalig te worden. Ze is eveneens van plan om haar Koerdische taallessen voort te zetten wanneer ze haar vrijheid weer terug krijgt.

Silivri ve Bakırköy kadın koğuşları

5 Ağustos 2012

05/08/2012 Radikal Gazetesi – Oral Çalışlar

40 yıl önceki cezaevi arkadaşım Büşra Ersanlı’yla bir Büyükada yolculuğu yaptık. Çantasından çıkardığı bu fotoğraflarla Bakırköy ve Silivri’deki kadın koğuşlarını anlattı…

Ersanlı ile 40 yıl önce aynı davadan tutuklu yargılanmıştık. 40 yıl sonra o yeniden 9 ay yattı. Çıktığında birlikte vapurla Büyükada’ya yolculuk yaptık. 40 yıl içindeki değişimi, cezaevlerini, kadınları, son tutukluluğunu konuştuk. Çantasından fotoğraflar çıkardı; birlikte hapis yattığı, yargılandığı kadınları anlattı. “Bu siyah giysilerle çektirdiğimiz fotoğraf 2 Temmuz Sivas olayını anmak, yasımızı belirtmek içindi. Bu resimde 6 Alevi var. Siyahlı protestoyu tüm BDP ’den (‘KCK’) tutuklu kadınlar birlikte yaptık.”

Tahliye

17 Temmuz 2012

17/07/2012 Bianet – Melek Ulagay Taylan

Bizim arkadaşları görünce hemen soruyor: “Büşra Hoca’ya mı geldiniz?”
Bizimkiler “evet” deyince tahliyelere ne kadar çok sevindiğini anlatıyor. Konuşa konuşa Silivri’ye geliyorlar, genç adam parası olduğunu, hemen bir otobüse bineceğini heyecanla anlatıp, arkadaşlarla sarılıp onları öperek ayrılıyor.
Saat 21.00′de hava kararmaya başlıyor. Kürtler ufaktan türkülerle halaya duruyorlar. Türküler çok hüzünlü ve çok güzel. Kadınların başladığı halaya az sonra erkekler de katılıyor.
Serinlikle birlikte herkes diriliyor, daha on saat bekleyecek olsak, bekleriz. Bir Kürt ana endişeli bir yüzle yanıma yaklaşıyor, tahliye olacak oğlunu bekliyor. “Sakın vazgeçmeye kalkmasınlar” diyor. “Olmaz öyle şey” diyorum ama gözlerindeki endişe yok olmuyor.
Bekleyenler, tahliye olanlar için seviniyor, ama herkesinki buruk bir sevinç.
İçeride kalanlar ne olacak? Bundan sonraki duruşma 9 Ekim’de. İki buçuk ay!
Kadınlar daha önce kaldıkları Bakırköy Tutukevi’ne geri dönecekler. Orası kampüs değil, cezaevi. Bu sırada Bakırköy’de tutuklu bir BDP’linin (Barış ve Demokrasi Partisi) ablası arıyor beni Mersin’den. “Gözünüz aydın” diyor, ama onun kardeşi halen tutuklu. Hemen oracıkta karar veriyorum, bundan sonra kardeşinin ziyaretçisi ben olacağım.
Karanlık iyice bastırıyor. Kapıya yaklaşan her otomobilin farları uzaktan göründüğünde kalabalık dalgalanıyor. İki tane ambülans siren çalarak içeriye giriyor. Havada yine bir endişe. Saat 22:15′te medyacıların bütün ışıkları yanıyor ve “geldiler” çığlığı ile birlikte zılgıt ve alkış sesleri arasında minibüsten inmeye başlıyorlar.
Medyacılar Prof. Ersanlı’nın görüntüsünü alabilmek için birbirilerini ve herkesi ezerek saldırıya geçiyor. Simge isim olduğu için bütün ilgi ona.
Büşra Ersanlı, izdihamdan hafif şaşkın, gülümsemeye çalışıyor.
Eski arkadaşları onu medyanın saldırısından korumaya çalışarak, arabaya bindiriyorlar.
Yanıma oturuyor ve kafasını omuzuma dayıyor, ağzından çıkan ilk sözcükler “zor, çok zor, demir kapılar kapandı, onlar orada kaldılar” oluyor. Arkadaşlarını geride bırakmış olmanın ezikliği içinde.

BASINA VE KAMUOYUNA

Türkiye’de ve uluslararası akademik çevrelerde yaptığı bilimsel ve toplumsal çalışmalarla tanınan Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nün eski Bölüm Başkanı ve Siyaset Bilimi hocalarından Prof. Dr. Büşra Ersanlı’nın da aralarında bulunduğu 70 kişinin daha “KCK” adı verilen operasyonlar kapsamında gözaltına alınması, hepimizde derin kaygılar yaratmıştır… …

KCK SORUŞTURMASINDA 9 AY TUTUKLU KALAN PROF. BÜŞRA ERSANLI MİLLİYET’E KONUŞTU: Davutoğlu baştan açık konuşmalıydı

15 Temmuz 2012

15/07/2012 Milliyet Gazetesi – Aslı Aydıntaşbaş röportajı

Ersanlı’ya İstanbul’daki evinde, Davutoğlu’nun mesajını sordum. ‘Davutoğlu başından beri tutuklanmamı istemediğini bildiğim bir insan. Ama mesleki dayanışma adına ilk baştan açık konuşmasını isterdim’ dedi

Birikmiş nefretler
Buruk bir his yani…
Tam öyle. 12 Mart’ta kısa bir süre cezaevine girip afla çıkmıştım. O zaman çok eğlenceli olmuştu. İlk defa bu garip hissi yaşıyorum. Buruk bir his. Arada da 40 yıl var. 40 yıl sonra hala biriktirilmiş nefretler olması, hala insanların önyargılarla suçlu ilan edilmesi çok yanlış. Ben çıktım; benimle çok benzer gerekçelerle tutuklanan insanların üzerine demir kapılar kapandı. Üzerimde, 40 yıl sonra hala suçluyla suçsuzun anlaşılamadığı bir ülkede yaşamanın hüznü.
Bu hafta ne yapacaksın?
Ev ve notlarım çok dağılmış. Onları toparlayacağım. Üniversiteye gidip oradaki işlere bakmam lazım. Sonra da üniversite yönetimine gidip bana neden sahip çıkmadıklarını soracağım.
Klişe ama… Neleri özledin?
Deniz ve gökyüzü arasında yeşil olduğunu düşünmeyi, onu görmeyi çok özledim. Cezaevinde havalandırmada gökyüzünü görüyordum. Aklıma hep ‘ İstikbal göklerdedir’ sloganı geliyordu. Gökyüzüne bakınca oradan papatyalar sarksın istiyordum. Ufuk ve deniz arasında yeşili görmek istedim.
Peki yiyecek olarak?
Cezaevinde hepimizin ortak özlemi simit ve poğaça idi. Bunlar dondurmadan daha önemliydi.
Radikal’de Ömer Şahin’e ‘Beni Türk olduğum için tutukladılar’ demiştin. Şimdi de Türk olduğun için mi bıraktılar acaba?
Kısmen. Yurtdışından da tepki oldu. Hükümet içindeki meslektaşlarımdan da tepki geldi. (Ahmet Davutoğlu’nu kast ediyor) İddianameye daha dikkatli baktılar. BDP Siyaset Akademisi üzerine yapılan suçlamanın çok manasız olduğu ortaya çıktı. En azından akademi üzerinden olanları bırakalım demiş oldular.KtParti akademisi üzerinden yöneltilen suçlamanın terörizm ya da şiddet amaçlı olmadığı net gözüküyor. Neden yaptılar anlamıyorum ki… Duruşmada hakimin yüzünde hiçbir ifade yoktu. Bir ifade görsem daha iyi tahlil edebilirim. Tamamen iddianamenin arkasında buz gibi duran bir tavır var. İddianamedeki bu eksikliklere duyarlılık gösterildiğinin işareti de yok. Bu yüzden son ana kadar kimsenin tahliye edilmeyeceğini düşünüyordum.
içeridekileri biliyorum
Peki neydi bu operasyonun amacı?
Bu, kitle bağı kuvvetli olan rakip bir parti istememekle ilgili… Yerel yönetimler ve yerel seçimlerle ilgili olduğunu da zannediyorum.
Senin örneğinden yola çıkarak, kapalı kapılar ardında hükümet içinde bazı isimler bu davayı sorgular hale geldi…
Türk olmanın böyle bir faydası olduysa memnunum. …




Mestan ve Fistan 255 gün bekledi...